6 Ekim 1833.
Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesi Takvim-i Vekâyi'nin 68. sayısında, bugün “Tırnova Cadıları” adıyla bilinen sıra dışı bir olay yayımlandı. Tırnova'dan gönderildiği belirtilen metinde geceleri evlerde meydana geldiği iddia edilen açıklanamayan olaylardan, halkın bunları “cadı” olarak yorumlamasından, Nikola adlı bir kişinin bölgeye çağrılmasından ve iki eski yeniçerinin mezarlarının açılmasından söz ediliyordu. Akademik çalışmalar metni Tırnova Naibi Ahmed Şükrü Efendi'nin ilâmı olarak tanımlamaktadır.
Bugün bu anlatının dikkat çekici olmasının nedeni yalnızca içeriğinin sıra dışı olması değildir. Olay, bir söylenti derlemesinde veya yıllar sonra kaleme alınmış bir hatıratta değil, Osmanlı Devleti'nin resmî yayın organında yer almıştır.
Ancak daha baştan önemli bir ayrım yapmak gerekir: Takvim-i Vekâyi'deki metin, anlatılan doğaüstü olayların gerçekten meydana geldiğini bilimsel olarak kanıtlamaz. Belgenin kesin olarak gösterdiği şey, 1833 yılında böyle bir olayın resmî gazetede yayımlandığıdır.

## Elimizdeki belge tam olarak nedir?
Takvim-i Vekâyi, Osmanlı Devleti'nin ilk resmî gazetesidir. İlk sayısı 1 Kasım 1831'de yayımlanmıştır. Gazetenin amacı devlet ve ülke içerisindeki gelişmelerin kamuoyuna daha düzenli biçimde ulaştırılmasıydı.
Tırnova hadisesinin yer aldığı nüsha ise:
Takvim-i Vekâyi Def'a / Sayı: 68 21 Cemâziyelevvel 1249 6 Ekim 1833
tarihlidir.
Bugün yüksek çözünürlüklü taraması da korunmaktadır. Wikimedia Commons'taki nüshanın kaynak bilgisi Ankara Üniversitesi Gazeteler Veritabanı olarak gösterilmektedir ve tarama üç sayfadan oluşmaktadır.
Dolayısıyla Historia Nova'da göstereceğimiz görüntüler, olayın yıllar sonra hazırlanmış bir temsili değil; 1833 tarihli Takvim-i Vekâyi nüshasının taramalarıdır.
Burada yine küçük fakat tarihçilik açısından önemli bir ayrıntı vardır. Elimizde bulunan belge Ahmed Şükrü Efendi'nin merkeze gönderdiği ilk el yazması evrakın kendisi değildir. Elimizde, bu metnin Takvim-i Vekâyi'de yayımlanmış dönem nüshası bulunmaktadır.
Bu ayrımı yapmak, vesikanın değerini azaltmaz. Tam tersine, olayın merkezî devletin resmî yayın organına kadar ulaştığını göstermesi açısından Takvim-i Vekâyi nüshası başlı başına önemli bir birincil kaynaktır.

Tırnova'da ne olduğu iddia ediliyordu?
Takvim-i Vekâyi'deki anlatının en dikkat çekici tarafı, olayların oldukça ayrıntılı biçimde aktarılmasıdır.
Metnin girişinde Tırnova'da “cadı” ortaya çıktığından söz edilir. Akademik bir transkripsiyonda metindeki ifade “medine-i Tırnova'da cadu zuhur” şeklinde okunmaktadır.
Anlatıya göre olaylar özellikle güneş battıktan sonra meydana gelmektedir.
Evlerde bulunan un ve benzeri erzakların birbirine karıştırıldığı, bazılarının içine toprak doldurulduğu söylenir. Yastık, bohça ve ev eşyalarının yerlerinden oynatıldığı; insanların üzerine taş, toprak, tabak, çanak ve benzeri eşyaların atıldığı aktarılır.
Fakat anlatının daha ilginç kısmı şudur:
Bunları yapan herhangi bir kişi görülememektedir.
Metin, bazı erkek ve kadınların da görünmeyen bir varlığın saldırısına uğradıklarını ileri sürer. Bu kişilerin yaşadıkları baskıyı tarif ederken üzerlerine çok ağır bir şey çökmüş gibi hissettiklerini söyledikleri aktarılır.
Bir akademik çalışmada ayrıca, korkunun boyutunu göstermek amacıyla Ahmed Şükrü Efendi'nin henüz kendi başına hareket edemeyecek kadar küçük bir bebeğin yatağından oda kapısına kadar çekildiğini bildirdiği belirtilmektedir.
Bu noktadan sonra hadise bireysel bir söylenti olmaktan çıkmış görünmektedir.
Metne göre bazı mahalle sakinleri huzursuz olmuş ve yaşadıkları yerleri terk etmeye başlamıştır.
Halk bunun “cadı” olduğuna karar veriyor
Takvim-i Vekâyi'deki anlatıya göre Tırnova halkı yaşananları zamanla “cadı” denilen kötü ruhlarla ilişkilendirmiştir.
Bugünün okuyucusu için buradaki “cadı” kelimesi yanıltıcı olabilir.
Çünkü günümüzde “cadı” denildiğinde genellikle büyü yapan yaşayan bir insan veya Avrupa folklorundaki cadı tasviri akla gelir.
Osmanlı ve Balkan halk inanışlarında kullanılan kavramlar ise zaman zaman hortlak, vampir, cadı ve kötü ruh anlayışlarıyla birbirine yaklaşabilmektedir.
Bu nedenle Tırnova vakasını modern popüler kültürdeki cadı kavramıyla birebir aynı kabul etmek doğru değildir.
Burada anlatılan varlıkların, öldükten sonra insanlara musallat olduğuna inanılan kişiler olması, hikâyeyi hortlak/vampir inanışına daha fazla yaklaştırmaktadır.
Cadıcı Nikola sahneye çıkıyor
Olayların devamında Osmanlı tarihinin en ilginç karakterlerinden biri karşımıza çıkar:
Nikola.
Metne göre İslimye tarafında bu tür varlıkları tespit etmek konusunda şöhret sahibi olduğu düşünülen Nikola adlı bir kişi Tırnova'ya çağrılır.
Kendisiyle 800 kuruş karşılığında anlaşılır. Akademik çalışmalar da Takvim-i Vekâyi anlatısında Nikola ile bu miktar üzerinden anlaşma yapıldığını aktarmaktadır.
Nikola'nın kullandığı yöntem de en az olayın kendisi kadar sıra dışıdır.
Yanında üzerinde çeşitli şekiller bulunduğu aktarılan bir tahta bulunmaktadır.
Bu tahtayı parmağı üzerinde hareket ettirdiği ve yöneldiği mezarların “cadıya” ait olduğunu tespit ettiği anlatılır.
Böylece kalabalıkla birlikte Tırnova mezarlığına gidilir.

İki mezar: Ali Alemdar ve Abdi Alemdar
Nikola'nın uyguladığı yöntem sonucunda anlatı iki mezara odaklanır.
Bu mezarların Tetikoğlu Ali Alemdar ve Abdi Alemdar adlı kişilere ait olduğu aktarılmaktadır.
Her iki kişinin de hayattayken Yeniçeri Ocağı ile bağlantılı olduğu belirtilir.
Takvim-i Vekâyi'deki anlatı bu kişileri olumlu biçimde tarif etmez. Hayattayken çeşitli kötülükler yaptıkları ileri sürülür ve öldükten sonra ortaya çıkan hadiselerin de onların kötü ruhlarıyla ilişkilendirildiği görülür. Akademik literatürde Tırnova vakasının özellikle bu iki eski yeniçerinin anlatıya dâhil edilmesi nedeniyle Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından oluşan siyasî ve toplumsal söylemle birlikte değerlendirildiği görülmektedir.
Mezarlar açıldığında ne görüldüğü iddia edildi?
Takvim-i Vekâyi'deki anlatının belki de en ürpertici bölümü bundan sonra başlar.
Metne göre mezarlar açılır.
Cesetlerin normalden büyük göründüğü, saç ve tırnaklarının uzamış olduğu ve korkutucu bir görünüm taşıdıkları ileri sürülür. Olayın çok sayıda kişinin önünde gerçekleştiği de özellikle vurgulanmaktadır.
Fakat burada tarihî kaynağı okurken kritik bir ayrım yapmak gerekir.
Takvim-i Vekâyi'nin bunları aktarması, söz konusu fiziksel değişikliklerin doğaüstü bir nedenle gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Bugün ölüm sonrası bedensel değişimler hakkında sahip olduğumuz bilimsel bilgiler ile 19. yüzyılda yaşayan insanların bunları yorumlama biçimleri aynı değildir.
Vesikanın tarih açısından değeri de zaten burada ortaya çıkmaktadır:
Belge bize doğaüstü varlıkların gerçekten mevcut olduğunu değil, 1833 yılında insanların belirli olayları hangi kavramlarla anlamlandırabildiğini gösterir.
Cesetlere ne yapıldı?
Nikola'nın tavsiyesiyle cesetlere çeşitli işlemler uygulandığı aktarılır.
Akademik çalışmalarda Takvim-i Vekâyi anlatısı özetlenirken bedenlere kazık uygulanması ve kalplerin sıcak veya kaynar suyla işlemden geçirilmesi gibi yöntemlerden söz edilmektedir. Bunların yeterli olmadığı düşünüldüğünde cesetlerin yakıldığı anlatılır.
Böylece metne göre Tırnova halkının yaşadığı “cadı” korkusu sona erer.
Bugünün okuyucusu açısından oldukça olağan dışı görünen bu uygulamalar, Balkanlar'da uzun süre yaşamış vampir, hortlak ve geri dönen ölüler hakkındaki halk inanışları bağlamında değerlendirilmelidir.
Yeniçeri Ocağı neden bu hikâyenin merkezinde?
Tırnova vakasının en tartışmalı taraflarından biri budur.
Yeniçeri Ocağı, II. Mahmud döneminde 17 Haziran 1826'da kaldırıldı. Osmanlı kaynaklarında bu gelişme “Vak'a-i Hayriyye” adıyla anılmaktadır.
Tırnova haberi ise bundan yaklaşık yedi yıl sonra, 1833 yılında yayımlandı.
Üstelik hikâyenin sonunda “cadı” olarak tanımlanan ölü kişilerin iki eski yeniçeri olması araştırmacıların dikkatini çekmiştir.
Bazı tarihçiler ve araştırmacılar bu nedenle metni yalnızca folklorik bir hadise olarak değil, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından oluşan anti-yeniçeri söyleminin bir parçası olarak da yorumlamaktadır. Türk Tarih Kurumu bünyesinde yayımlanan bir çalışmada da haberin bu özelliği nedeniyle resmî yayın organı üzerinden yapılan propaganda şeklinde yorumlandığına dikkat çekilmektedir.
Ancak burada bir kez daha kaynak ile yorumu birbirinden ayırmak gerekir.
Elimizdeki metin, olayın bilinçli olarak propaganda amacıyla uydurulduğunu tek başına kanıtlamaz.
Propaganda yorumu, metnin yayımlandığı siyasî ortam, kişilerin eski yeniçeri olarak sunulması ve Takvim-i Vekâyi'nin devletin resmî yayın organı olması üzerinden yapılan tarihsel bir değerlendirmedir.
Dolayısıyla daha doğru ifade şudur:
Tırnova Cadıları metni bazı araştırmacılar tarafından Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sonrasındaki devlet söylemi bağlamında yorumlanmaktadır.
Takvim-i Vekâyi neden böyle bir olayı yayımladı?
Bugünden bakıldığında bir devlet gazetesinde “cadı” hadisesi görmek şaşırtıcıdır.
Fakat 1830'ların dünyası bugünün bilgi, iletişim ve bilim ortamından oldukça farklıydı.
Daha önemlisi Takvim-i Vekâyi yalnızca kanun ve devlet kararlarının sıralandığı bugünkü anlamıyla bir “Resmî Gazete” değildi. İç ve dış gelişmelerin, idarî haberlerin ve devletin kamuoyuna duyurmak istediği farklı içeriklerin yer aldığı bir yayın organıydı. Gazete 1831'de kamuoyunun daha düzenli biçimde bilgilendirilmesi amacıyla kurulmuştu.
Bu nedenle yerel bir idarecinin merkeze bildirdiği sıra dışı bir olayın gazete sayfalarında yer alması dönemin yayın anlayışı içerisinde tamamen açıklanamaz bir durum değildir.
Asıl dikkat çekici nokta, anlatının olağanüstü ayrıntılarıyla birlikte yayımlanmış olmasıdır.
“Cadı” mı, “vampir” mi, “hortlak” mı?
Tırnova hadisesi internette zaman zaman “Osmanlı vampirleri”, zaman zaman “Tırnova Cadıları”, bazen de “hortlayan yeniçeriler” şeklinde anlatılmaktadır.
Bunların hepsi aynı tarihî kavram değildir.
Vesikanın kendisinde kullanılan temel sözcük “cadu/cadı”dır.
Ancak anlatılan olayın yapısına baktığımızda karşımıza yaşayan büyücüler değil, öldükten sonra kötü ruh hâlinde geri döndüğüne inanılan kişiler çıkmaktadır.
Bu nedenle modern okuyucunun konuyu anlayabilmesi için şu tanımlama daha açıklayıcıdır:
Tırnova Cadıları vakası, Osmanlı-Balkan halk inanışlarındaki cadı, hortlak ve vampir kavramlarının kesiştiği tarihî bir anlatıdır.
Bu ifade aynı zamanda “Osmanlı'da vampir var mıydı?” gibi internet aramalarından gelecek okuyucunun da konunun gerçek mahiyetini anlamasına yardımcı olur.
Bu vesika gerçekte neyi kanıtlıyor?
Tarihî belgeleri incelerken belgenin ne söylediği kadar, neyi söylemediğini de bilmek gerekir.
Takvim-i Vekâyi'nin 68. sayısı bize şu tarihî gerçeği güçlü biçimde ortaya koymaktadır:
1833 yılında Tırnova'da “cadı” olarak nitelendirilen bir hadise hakkında hazırlanmış bir anlatı Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesinde yayımlanmıştır.
Bunun ötesindeki iddiaları ise farklı kategorilerde değerlendirmek gerekir.
Evlere eşyaların atılması, insanların görünmeyen varlıklar tarafından saldırıya uğradığını düşünmesi, mezarlardaki bedenlerin görünümü veya olayların gerçekten doğaüstü bir kaynaktan meydana geldiği iddiası tarihsel anlatının parçalarıdır.
Tarihçi açısından bunlar belgenin aktardığı iddialardır.
Dolayısıyla Historia Nova olarak vesikayı aktarırken “1833'te Osmanlı'da vampirler gerçekten ortaya çıktı” gibi bir sonuca varmak doğru olmaz.
Çok daha ilginç ve tarihsel açıdan değerli soru şudur:
1833 yılında bir Osmanlı kasabasında yaşayan insanlar, karşılaştıkları açıklayamadıkları olayları neden “cadı” kavramıyla açıklıyordu ve bu olay neden devletin resmî gazetesine kadar ulaştı?
Vesika tam da bu sorular için olağanüstü bir tarihî kaynak niteliğindedir.
Tırnova Cadıları vesikası neden önemlidir?
Belgenin değeri yalnızca esrarengiz bir hikâye anlatmasından kaynaklanmaz.
Takvim-i Vekâyi nüshası aynı anda birkaç farklı tarih alanına ışık tutmaktadır.
yüzyıl Osmanlı basın tarihini, devlet ile taşra arasındaki haber akışını, Balkanlar'daki halk inanışlarını, ölüm ve doğaüstü varlık algısını ve Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından oluşan toplumsal-siyasî atmosferi aynı metin içerisinde görmek mümkündür.
Bu nedenle “Tırnova Cadıları” yalnızca korkutucu bir Osmanlı hikâyesi değildir.
Aynı zamanda bir toplumun korkularının, inançlarının ve resmî iletişim mekanizmasının kesiştiği tarihî bir vesikadır.
Sık Sorulan Sorular
Tırnova Cadıları gerçekten yaşandı mı?
1833 tarihli Takvim-i Vekâyi'nin 68. sayısında Tırnova'daki “cadı” olaylarını anlatan bir metnin yayımlandığı gerçektir. Ancak gazetenin olayı yayımlamış olması anlatılan doğaüstü hadiselerin gerçekten gerçekleştiğini kanıtlamaz. Tarihsel olarak kesin olan, böyle bir anlatının dönem kaynaklarına girmiş olmasıdır.
Tırnova Cadıları hangi tarihte yayımlandı?
Hadise 21 Cemâziyelevvel 1249 / 6 Ekim 1833 tarihli Takvim-i Vekâyi nüshasında yer almaktadır.
Tırnova Cadıları hangi gazetede yayımlandı?
Olay Osmanlı Devleti'nin ilk resmî gazetesi olan Takvim-i Vekâyi'nin 68. sayısında yayımlandı.
Ahmed Şükrü Efendi kimdir?
Olayı merkeze bildirdiği belirtilen kişi Tırnova Naibi Ahmed Şükrü Efendi'dir. Akademik çalışmalarda Takvim-i Vekâyi'deki metin onun ilâmı olarak değerlendirilmektedir.
Cadıcı Nikola kimdir?
Takvim-i Vekâyi anlatısına göre Nikola, İslimye'den getirilen ve cadı olduğu düşünülen varlıkların bulunduğu mezarları tespit edebildiğine inanılan kişidir. Kendisiyle 800 kuruş karşılığında anlaşma yapıldığı aktarılır.
Ali Alemdar ve Abdi Alemdar kimdir?
Metinde cadılıkla ilişkilendirilen mezarların Tetikoğlu Ali Alemdar ile Abdi Alemdar adlı, hayattayken Yeniçeri Ocağı ile bağlantılı kişilere ait olduğu belirtilmektedir. Bu unsur, sonraki tarihçilerin vakayı Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sonrasındaki söylemle birlikte değerlendirmesine yol açmıştır.
Elimizdeki fotoğraf Ahmed Şükrü Efendi'nin el yazması mı?
Hayır. Historia Nova'da gördüğünüz görüntüler Ahmed Şükrü Efendi'nin ilk el yazması belgesinin değil, olayın yayımlandığı 1833 tarihli Takvim-i Vekâyi nüshasının orijinal taramalarıdır.
Bu ayrım tarihî kaynağın doğru tanımlanması açısından önemlidir.
Sonuç: Bir gazete sayfasından 193 yıl öncesinin korkularına
Takvim-i Vekâyi'nin 68. sayfasına bugün baktığımızda önümüzde yalnızca eski Osmanlı harfleriyle basılmış sararmış bir gazete bulunmuyor.
Bu sayfalar bizi 1833 yılının Tırnova'sına götürüyor.
Geceleri evlerinde meydana geldiğini düşündükleri açıklanamayan olaylardan korkan insanlar…
Evlerini terk eden aileler…
İslimye'den getirilen Nikola…
Bir mezarlıkta toplanan kalabalık…
İki eski yeniçerinin açılan mezarları…
Ve bütün bunların İstanbul'a kadar ulaşarak Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesinde yayımlanması.
Tırnova Cadıları'nın gerçekten doğaüstü bir hadise olduğuna inanmak zorunda değiliz.
Fakat vesikanın varlığı bize çok daha değerli bir şeyi göstermektedir:
Geçmişte yaşayan insanların dünyayı nasıl algıladıklarını.
Bir tarihî vesikayı değerli yapan da çoğu zaman budur.
Çünkü tarih yalnızca padişahların, savaşların ve antlaşmaların tarihi değildir.
İnsanların neyden korktuklarının, neye inandıklarının ve açıklayamadıkları olayları nasıl anlamlandırdıklarının tarihi de en az onlar kadar önemlidir.
Historia Nova – Vesikanın İzinde
Kaynakça * Takvim-i Vekâyi, Def'a 68, H. 1249 — Ankara Üniversitesi Gazeteler Veritabanı kaynaklı yüksek çözünürlüklü nüsha. Takvim-i Vekâyi 68. sayı taraması * TDV İslâm Ansiklopedisi, “Takvîm-i Vekāyi‘” — gazetenin kuruluşu ve Osmanlı basın tarihindeki yeri. Takvîm-i Vekāyi maddesi * Akademik İncelemeler Dergisi, Söylence ile Gerçeklik Arasında: 19. Yüzyıl Osmanlı Mizah Basınında Karaferye Cadıları — Tırnova vakası ve Ahmed Şükrü Efendi'nin ilâmına ilişkin akademik değerlendirme. * Melike Karabacak Yılmaz, Türk Tarih Kurumu yayını — 19. yüzyıl Osmanlı basınındaki cadı anlatıları ve Tırnova vakasının değerlendirilmesi. TTK'daki akademik çalışma * TDV İslâm Ansiklopedisi, “Vak‘a-i Hayriyye” — Yeniçeri Ocağı'nın 1826'da kaldırılmasına ilişkin tarihî bağlam. Vak‘a-i Hayriyye maddesi

